Sosyal fobi nedir? Sosyal anksiyetenin belirtileri ve utangaçlıktan farkı
Sosyal fobi (sosyal anksiyete bozukluğu), başkalarının önünde yargılanma, küçük düşme ya da mahcup olma korkusunun o kadar güçlü olmasıdır ki kişi konuşmaktan, yemek yemekten, telefon açmaktan veya toplantılardan kaçınır. Utangaçlıktan farkı, korkunun en az altı aydır sürmesi ve işi, okulu ya da ilişkileri belirgin biçimde daraltmasıdır. İyi tedavi edilebilen bir kaygı bozukluğudur.
Sosyal fobi tam olarak nedir?
Sosyal fobi, bugün daha çok sosyal anksiyete bozukluğu adıyla bilinen bir kaygı bozukluğudur. Merkezinde başkalarının gözü önünde olumsuz değerlendirilme korkusu vardır: kızaracağım, sesim titreyecek, saçmalayacağım, herkes fark edecek. Bu korku sosyal durumlardan önce, sırasında ve sonrasında sürer. Kişi ya o durumlardan kaçınır ya da onlara büyük bir sıkıntıyla dayanır.
Hepimiz zaman zaman başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ederiz. Kalabalık bir salonda söz almak, ilk iş gününde yeni ekiple tanışmak ya da bir düğünde halaya kalkmak çoğu insanı biraz germektedir. Bu gerginlik insanın sosyal bir canlı olmasının doğal bir parçasıdır.
Sosyal fobide ise bu gerginlik orantısız büyür ve hayatın yönünü belirlemeye başlar. Kişi, bir toplantıda tek cümle söylemenin günler öncesinden kaygısını yaşar; sonrasında da “ne dedim, nasıl göründüm” diye saatlerce zihninde aynı sahneyi oynatır. Stein ve Stein’in 2008 tarihli derlemesi, sosyal anksiyete bozukluğunun “sadece utangaçlık” olmadığının artık iyi bilindiğini ve kronik, insanın hayatını sinsice daraltan bir durum olduğunu vurgular.[1]
Amerikan Psikiyatri Birliği’nin tanı el kitabı DSM-5-TR, tanı için birkaç ölçüt arar: başkalarının değerlendirebileceği sosyal durumlarda belirgin korku, olumsuz değerlendirilme beklentisi, bu durumların neredeyse her seferinde korku uyandırması, kaçınma ya da yoğun sıkıntıyla katlanma, korkunun gerçek tehlikeyle orantısız olması ve tablonun en az altı ay sürmesi.[2] Korku yalnızca topluluk önünde konuşmak gibi performans durumlarıyla sınırlıysa, el kitabı bunu ayrı bir alt tür olarak belirtir.
Sosyal anksiyete bozukluğu nadir değildir. Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya Ruh Sağlığı Araştırmaları kapsamında 28 ülkede 142.405 kişiyle yapılan analize göre insanların %4’ü hayatlarının bir döneminde bu tanının ölçütlerini karşılar; son on iki ayda bu oran %2,4’tür. Oranlar yüksek gelirli ülkelerde, yani Avrupa’nın büyük bölümünde, daha yüksek bulunmuştur.[3]
Sosyal fobi belirtileri nelerdir?
Belirtiler üç düzeyde görülür. Bedende: kızarma, terleme, titreme, çarpıntı, ses titremesi, mide bulantısı, zihnin boşalması. Düşüncede: “rezil olacağım”, “herkes bana bakıyor”, “aptal görüneceğim” gibi beklentiler ve olaydan sonra uzun süren zihinsel tekrar. Davranışta: konuşmamak, göz temasından kaçınmak, telefonu açmamak, davetleri reddetmek ve fark edilmemek için küçük önlemler almak.
Sosyal fobisi olan kişiler çoğu zaman belirtilerinin başkaları tarafından da görüldüğünü düşünür. Oysa içeride fırtına koparken dışarıdan bakanlar çoğu zaman yalnızca biraz sessiz biri görür. Belirtileri üç başlıkta ayırmak, yaşadığınızı adlandırmanızı kolaylaştırabilir.
Bedensel belirtiler
- Yüzün ve boynun kızarması, sıcak basması
- Terleme, özellikle avuçlarda ve koltuk altında
- Ellerde ya da seste titreme
- Çarpıntı, nefesin sıkışması, mide bulantısı
- Konuşurken zihnin “boşalması”, söyleyecek sözün kaybolması
Zihinsel belirtiler
- Günler öncesinden başlayan kaygı: “Ya sunumda takılırsam?”
- Sosyal durum sırasında kendini sürekli dışarıdan izleme
- Başkalarının sizi olumsuz değerlendirdiğinden emin olma
- Olaydan sonra yaşananı saatlerce, bazen günlerce zihinde yeniden oynatma
- Küçük bir hatayı büyük bir felaket gibi yorumlama
Davranışsal belirtiler
- Toplantıda söz almamak, soru sormamak, derse katılmamak
- Telefon açmaktan kaçınmak, her şeyi yazılı halletmeye çalışmak
- Başkalarının önünde yemek yemekten, imza atmaktan ya da yazı yazmaktan kaçınmak
- Davetlere, düğünlere, iş yemeklerine gitmemek ya da erken ayrılmak
- Güvenlik davranışları: telefonla oyalanmak, hep aynı kişinin yanında durmak, kızarmayı saklamak için fular takmak
Güvenlik davranışları önemli bir ayrıntıdır. Kısa vadede kaygıyı azaltırlar, ama uzun vadede korkuyu korurlar: Kişi “iyi ki telefonla oyalandım, yoksa rezil olurdum” diye düşünür ve korktuğu şeyin aslında olmayacağını hiçbir zaman deneyimleme fırsatı bulamaz.

Sosyal fobi ile utangaçlık arasındaki fark nedir?
Utangaçlık bir mizaç özelliğidir: Kişi yeni ortamlarda çekingen davranır ama ısındıkça açılır ve hayatını kurmaya devam eder. Sosyal fobide korku ısınmayla geçmez, aylarca sürer ve kaçınma hayatı daraltır: terfi istenmez, okul bırakılır, arkadaşlık kurulamaz. Araştırmalar, kendini utangaç olarak tanımlayan gençlerin yalnızca küçük bir bölümünün sosyal fobi ölçütlerini karşıladığını gösterir.
“Ben zaten hep utangaçtım” cümlesi, sosyal fobinin yıllarca fark edilmemesinin en sık nedenidir. Utangaçlık bir kusur değildir ve tedavi gerektirmez. Ama sosyal fobi, utangaçlığın biraz daha güçlüsü de değildir.
ABD’de 13 ile 18 yaş arası 10.123 gençle yapılan temsili bir araştırmada, kendini utangaç olarak tanımlayan gençlerin yalnızca %12’si sosyal fobi ölçütlerini karşılamıştır. Sosyal fobisi olan gençlerde günlük işlevlerde bozulma ve eşlik eden başka ruhsal sorunlar, yalnızca utangaç olanlara göre belirgin biçimde daha sıktır.[4] Yani ayrım gerçek ve önemlidir.
| Ölçüt | Utangaçlık | Sosyal fobi |
|---|---|---|
| Niteliği | Mizaç özelliği, kişiliğin bir parçası | Kaygı bozukluğu, tedavi edilebilir bir durum |
| Isınma | Ortama alıştıkça açılır | Alışmakla geçmez; tanıdık ortamlarda da sürer |
| Süre | Durumdan duruma değişir | En az 6 aydır süren belirgin korku[2] |
| Beklenti | “Biraz gerileceğim” | “Rezil olacağım, herkes fark edecek” |
| Sonrası | Kısa bir rahatsızlık, sonra unutulur | Saatlerce, günlerce zihinsel tekrar ve utanç |
| Kaçınma | Nadiren; kişi yine de katılır | Sık; iş, okul, davet ve telefon görüşmeleri ertelenir |
| Bedeli | Hayat akışını sürdürür | Kariyer, eğitim ve ilişkiler belirgin zarar görür |
Sosyal fobi en çok hangi durumlarda ortaya çıkar?
Sosyal fobi üç tür durumda belirginleşir. Etkileşim: tanımadığı biriyle sohbet etmek, telefon açmak, bir partiye katılmak. Gözlenme: başkalarının önünde yemek, içmek, yazmak, otobüste ya da bekleme salonunda oturmak. Performans: toplantıda konuşmak, sunum yapmak, sınıfta soru yanıtlamak. Bazı kişilerde korku yalnızca birkaç duruma sınırlıdır, bazılarında neredeyse tüm sosyal hayata yayılır.
Sosyal korkular rastgele dağılmaz. Büyük nüfus araştırmalarının analizleri, korkulan durumların etkileşim, gözlenme ve topluluk önünde konuşma olmak üzere üç kümede toplandığını gösterir.[12] Günlük hayattan örnekler bu kümeleri somutlaştırır:
- İşte: toplantıda fikir söylemek, amirle maaş görüşmesi yapmak, müşteriyi telefonla aramak, mutfakta iş arkadaşlarıyla küçük sohbet
- Okulda ve üniversitede: derste parmak kaldırmak, sözlü sınav, grup çalışması, kantinde tek başına yemek
- Resmî işlerde: belediyede, bankada ya da doktorda derdini anlatmak, kuyrukta arkada bekleyenler varken ödeme yapmak
- Ailede ve çevrede: kalabalık sofralar, düğünler, bayram ziyaretleri, yeni tanışılan akrabalar
- Dijital ortamda: görüntülü görüşmede kamerayı açmak, sesli mesaj göndermek, bir gruba yazı yazmak
Sosyal fobi çoğu zaman erken başlar. Stein ve Stein’in derlemesine göre sosyal anksiyete bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısında belirtiler 11 yaşına kadar, yaklaşık %80’inde 20 yaşına kadar ortaya çıkar.[1] Bu yüzden pek çok yetişkin, belirtileri “kişiliğim böyle” diye yorumlar. Oysa ortaya çıktığı yaş, bunun bir karakter özelliği değil, erken öğrenilmiş bir korku olduğuna işaret eder.
Sosyal fobi bazen panik atağa benzer belirtiler de gösterir: çarpıntı, nefes darlığı, titreme. Fark, korkunun neye yöneldiğidir. Panik atakta korku bedenin kendisinedir (“kalp krizi geçiriyorum”), sosyal fobide ise başkalarının bakışınadır (“herkes titrediğimi görüyor”). Panik atağı ayrı bir yazıda ele aldık: Panik atak nedir?

Sosyal fobi neden olur?
Tek bir neden yoktur. Çekingen, temkinli bir mizaç ve ailede kaygı bozukluğu yatkınlığı artırır. Üzerine alay edilme, zorbalık ya da aşağılanma gibi deneyimler, “başkaları beni yargılar” inancını pekiştirir. Kaçınma ise korkuyu sürdürür, çünkü kişi korktuğu şeyin olmadığını hiç deneyimlemez. Göç, yeni bir dil ve yabancı bir ortam bu döngüyü yetişkinlikte yeniden tetikleyebilir.
Sosyal fobi bir zayıflık ya da “özgüven eksikliği” değildir. Beyindeki tehdit sistemi, başkalarının bakışını bir tehlike sinyali gibi algılamayı öğrenmiştir. Bu öğrenme birkaç kaynaktan beslenir:
- Mizaç ve kalıtım: Çocuklukta yeni insanlara karşı çekingen olan kişilerde ve ailesinde kaygı bozukluğu olanlarda risk daha yüksektir.[1]
- Olumsuz sosyal deneyimler: Sınıfta alay edilmek, zorbalığa uğramak, aile içinde sık eleştirilmek ya da başkalarının önünde küçük düşürülmek.
- “Elalem ne der” kültürü: Ayıp ve utanç üzerinden kurulan bir terbiye, çocuğa sürekli değerlendirildiği duygusunu verebilir.
- Kaçınma döngüsü: Her kaçınma kısa bir rahatlama getirir ve korkuyu bir sonraki sefere büyütür.
Dünya Ruh Sağlığı Araştırmaları, sosyal anksiyetenin daha genç yaşta, kadınlarda, bekâr olanlarda, eğitim ve gelir düzeyi daha düşük olanlarda daha sık görüldüğünü bulmuştur.[3] Bu bağlantılar neden sonuç ilişkisi kurmaz; ama sosyal kaygının yaşam koşullarından bağımsız olmadığını gösterir.
Göç, dil ve yabancılık: Avrupa’da yaşayan Türkler için ek yük
Yurt dışında yaşamak, sosyal kaygıyı besleyen durumları günlük hayata taşır. Almanca, Hollandaca ya da Fransızca konuşurken aksanınızın fark edileceğinden, yanlış bir kelime kullanacağınızdan, karşınızdakinin sabırsızlanacağından korkmak; doktorda, okulda ya da iş yerinde derdinizi anlatmak zorunda kalmak. Türkiye’de rahatlıkla konuşan biri, yeni dilde birden sessizleşebilir.
Göçmenlerde kaygı sorunlarının genel olarak daha sık görüldüğü bilinmektedir: Lindert ve arkadaşlarının meta-analizi, işçi göçmenlerde kaygı bozukluklarının birleşik sıklığını %21 olarak bulmuştur.[5] Bu çalışma sosyal fobiye özel değildir; ama yabancı bir dilde sürekli “sınanıyor” olma duygusunun kaygıyı artırabileceğini anlamak için iyi bir çerçeve sunar. İkinci kuşakta tablo farklıdır: Dil sorun değildir, ama iki kültür arasında “her iki tarafa da yeterince ait olamama” hissi, sosyal ortamlarda kendini sürekli tartmaya yol açabilir.
Bu yükü adlandırmak önemlidir, çünkü yaşadığınızın bir kişilik kusuru değil, anlaşılır bir tepki olduğunu gösterir. Anlaşılır olan da konuşulabilir ve değişebilir.
Sosyal fobi testi var mı, kendimi nasıl değerlendiririm?
Evet. En kısa bilimsel tarama ölçeklerinden biri, üç sorudan oluşan Mini-SPIN’dir. Utanma korkusu yüzünden kaçınmayı, ilgi odağı olmaktan kaçınmayı ve mahcup olmanın en büyük korkular arasında yer alıp almadığını sorar. Araştırmada 6 ve üzeri puan, sosyal anksiyete bozukluğunu yüksek doğrulukla öngörmüştür. Test yalnızca tarama yapar; tanıyı bir uzman koyar.
Connor ve arkadaşlarının 2001’de geliştirdiği Mini-SPIN, 17 maddelik Sosyal Fobi Envanteri’nin (SPIN) kısa biçimidir. 7.165 kişilik bir hasta grubunda yapılan doğrulama çalışmasında 6 puan eşiği, sosyal anksiyete bozukluğu olanların %88,7’sini doğru yakalamış, olmayanların %90’ını doğru ayırt etmiştir.[6]
Ölçeğin kendisini doldurmadan da kendinize şu üç soruyu sorabilirsiniz. Bunlar ölçeğin maddeleri değil, aynı konuların kendi sözlerimizle anlatımıdır:
- Utanacağım ya da mahcup olacağım korkusuyla bir şeyi yapmaktan veya biriyle konuşmaktan kaçınıyor muyum?
- Herkesin dikkatinin üzerimde olacağı durumlardan uzak duruyor muyum?
- Aptal görünmek ya da rezil olmak, hayattaki en büyük korkularımdan biri mi?
Bu soruların ikisine ya da üçüne “evet, sık sık” diyorsanız ve bu durum aylardır sürüyorsa, bir uzmanla konuşmak için iyi bir neden var demektir. Özellikle kaçınma işinizi, eğitiminizi ya da ilişkilerinizi daraltmaya başladıysa beklemeyin.
Sosyal fobi nasıl tedavi edilir?
Uluslararası kılavuzlar ilk seçenek olarak bireysel bilişsel davranışçı terapiyi (BDT) önerir. BDT, olumsuz değerlendirilme beklentisini sınamayı, güvenlik davranışlarını bırakmayı ve kaçınılan durumlara adım adım geri dönmeyi öğretir. Psikoterapi istemeyen ya da belirtileri şiddetli olan kişilerde psikiyatrist SSRI grubundan bir ilaç önerebilir. Online yürütülen BDT de araştırmalarda iyi sonuç vermiştir.
Sosyal fobi kendiliğinden nadiren geçer, ama tedaviye iyi yanıt verir. Bu iki bilginin arasında çoğu zaman yıllar vardır: Kişi önce “karakterim böyle” der, sonra “kimseye anlatamam” der. Anlatmak zaten korkulan şeyin ta kendisidir.
Psikoterapi: bilişsel davranışçı terapi
Mayo-Wilson ve arkadaşlarının 101 çalışmayı ve 13.164 katılımcıyı kapsayan ağ meta-analizi, sosyal anksiyete bozukluğunda en büyük etkiyi bireysel BDT’nin gösterdiğini bulmuştur (bekleme listesine göre standart ortalama fark 1,19). Yazarlar bireysel BDT’yi başlangıç tedavisi olarak en iyi seçenek kabul etmiştir.[7] Almanya’daki S3 kılavuzu da sosyal anksiyete bozukluğu için psikoterapide ilk sırada BDT’yi önerir.[8]
BDT’de genellikle şunlar yapılır: Sosyal durumlarda kafanızdan geçen tahminler (“kızaracağım ve herkes benimle alay edecek”) somut olarak yazılır; bu tahminler küçük deneylerle sınanır; dikkatin kendine değil karşıdaki kişiye ve konuşmaya yöneltilmesi çalışılır; güvenlik davranışları bırakılır; olaydan sonraki zihinsel tekrar fark edilip kısaltılır. Amaç kaygıyı sıfırlamak değil, kaygı varken de konuşabilmektir.
İlaç tedavisi
Psikolojik tedaviyi istemeyen kişiler için en tutarlı kanıt SSRI grubu antidepresanlardadır.[7] İlaç kararını yalnızca psikiyatrist verir; psikologlar ilaç yazmaz. Bu iki meslek arasındaki farkı ayrı bir yazıda anlattık: Psikolog ile psikiyatrist arasındaki fark.
Online terapi
Sosyal fobi için online terapi özellikle anlamlıdır, çünkü ilk adımın eşiğini düşürür: Bekleme salonunda oturmak, resepsiyonda adınızı söylemek gerekmez. İsveç’te 126 kişiyle yapılan randomize bir çalışmada internet tabanlı BDT, yüz yüze grup BDT’sinden daha az etkili bulunmamıştır; altı ay sonra yanıt verenlerin oranı internet grubunda %64, yüz yüze grupta %45’tir.[9] Genel olarak online terapinin etkisini şu yazıda ele aldık: Online terapi işe yarar mı?
Bir not: Kaygı bozukluklarında yardım aramak çoğu zaman çok gecikir. ABD’deki büyük bir araştırmada, sonunda tedaviye başvuran kişilerde kaygı bozukluklarının başlangıcı ile ilk tedavi teması arasında 9 ile 23 yıl arasında bir süre geçtiği bulunmuştur.[10] Erken konuşmak, kaçınmanın hayatınızın daha büyük bir bölümünü kaplamasını önler.
Sosyal kaygıyla başa çıkmak için kendi başınıza neler yapabilirsiniz?
En etkili adım, kaçındığınız durumlara küçükten başlayarak geri dönmektir. Bir liste yapın, en kolay durumdan başlayın, her adımda bir güvenlik davranışını bırakın. Dikkatinizi kendinizden karşınızdaki kişiye çevirin ve olaydan sonra zihninizde sahneyi yeniden oynatmayı bilinçli olarak durdurun. Bu adımlar terapinin yerini tutmaz, ama terapiye hazırlanmanın ve onu desteklemenin iyi bir yoludur.
Aşağıdaki adımlar, bilişsel davranışçı terapinin temel ilkelerinden türetilmiştir. Hepsini birden yapmak gerekmez; bir tanesiyle başlamak yeterlidir.
- Kaçınma listesi yapın: Kaçındığınız sosyal durumları yazın ve her birine 0 ile 10 arasında bir kaygı puanı verin. “Fırında ekmek istemek: 3”, “toplantıda soru sormak: 7” gibi.
- En kolay basamaktan başlayın: Puanı 3 ya da 4 olan bir durumu bu hafta en az iki kez yapın. Kaygı yükselecek; kalın ve düşmesini bekleyin.
- Bir güvenlik davranışını bırakın: Telefonla oyalanmadan bekleyin, göz teması kurun, notlara bakmadan bir cümle söyleyin.
- Tahmin ile gerçeği karşılaştırın: Durumdan önce ne olacağını tahmin edin, sonra gerçekte ne olduğunu yazın. Çoğu zaman arada büyük bir fark çıkar.
- Dikkati dışarı çevirin: Konuşurken kendinizi izlemek yerine karşınızdakinin ne söylediğine, yüzüne, konunun kendisine odaklanın.
- Sonradan tekrarı kısaltın: Olaydan sonra “ne dedim, nasıl göründüm” düşünceleri gelince bunu fark edin, adlandırın ve dikkatinizi bir işe verin.
- Alkolle rahatlamayı denemeyin: Sosyal ortamlarda alkole yaslanmak kısa vadede kolaylaştırır, ama korkuyu öğrenme fırsatını elinizden alır.
Bu adımlar kolay değildir. Kaygının yükselmesi, yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez; tam tersine, doğru yere dokunduğunuzu gösterir. Tek başınıza zorlanıyorsanız, aynı adımları bir terapistle birlikte ve daha planlı biçimde atmak çoğu zaman çok daha kolaydır.

Almanya’da ve Avrupa’da sosyal fobi için nereye başvurmalı?
Almanya’da ilk adres aile hekimi (Hausarzt) ya da doğrudan bir psikoterapistin ilk görüşme saatidir; sigortalılar 116 117 üzerinden de randevu alabilir. Hollanda’da huisarts, Avusturya ve İsviçre’de aile hekimi ya da kasa anlaşmalı terapistler yönlendirir. Türkçe konuşan terapist çoğu şehirde azdır. Online Türkçe terapi bu boşluğu kapatabilir, ancak çoğu ülkede sigorta tarafından karşılanmaz.
Sosyal fobisi olan biri için yardım almanın kendisi zorlu bir sosyal durumdur: telefon açmak, kendini anlatmak, bekleme salonunda oturmak. Bu yüzden ilk adımı olabildiğince küçük tutmak önemlidir.
- Almanya: Aile hekimi bedensel nedenleri dışlar ve yönlendirir. Sigortalılar psikoterapi ilk görüşmesi için 116 117 numaralı randevu hizmetine başvurabilir; çevrimiçi randevu da mümkündür. 2024’te yayımlanan bir araştırmaya göre terapi arayanların %90’ından fazlası ilk görüşmeye üç ay içinde ulaşmıştır.[11]
- Hollanda: Huisarts sizi aile hekimliğindeki ruh sağlığı görevlisine (POH-GGZ) ya da basis-GGZ’ye yönlendirir; bekleme listeleri vardır.
- Avusturya ve İsviçre: Kasa anlaşmalı terapist sayısı sınırlıdır; özel terapi masrafının bir kısmı bazı durumlarda geri ödenebilir.
- Fransa ve Belçika: Aile hekimi yönlendirmesiyle sınırlı sayıda seans sigorta kapsamındadır; Türkçe konuşan terapist çok azdır.
Telefon açmak sizin için büyük bir engelse, yazılı yolları kullanmaktan çekinmeyin: Pek çok muayenehane e-posta ya da çevrimiçi form ile randevu verir. Bu bir kaçınma değil, kapıdan girmenin bir yoludur. Terapide o telefonu açmayı da birlikte çalışabilirsiniz.
Kendi dilinizde konuşmak, sosyal kaygıda ayrıca önemlidir: Yeni bir dilde “doğru kelimeyi bulamama” korkusu, zaten zor olan bir konuşmanın üzerine ikinci bir yük ekler. Türkçe online terapide bu yük ortadan kalkar. Hizmet hakkında daha fazla bilgiyi sosyal anksiyete için Türkçe online terapi sayfasında bulabilirsiniz.
Sosyal fobi nedir? Kısa cevaplar
Evet. “Sosyal fobi” eski ve halk arasında yaygın olan addır; güncel tanı kitapları aynı durumu “sosyal anksiyete bozukluğu” olarak adlandırır. Yeni ad, sorunun tek bir nesneye yönelik dar bir korku değil, sosyal hayatın büyük bölümünü etkileyebilen bir kaygı olduğunu daha iyi anlatır.
Genellikle hayır. Sosyal fobi çoğu zaman ergenlikte başlar ve tedavi edilmediğinde yıllarca sürer, çünkü kaçınma korkuyu korur. Hayat koşulları değiştiğinde belirtiler dalgalanabilir, ama kalıcı bir düzelme için korkulan durumlarla planlı biçimde yüzleşmek gerekir. Bilişsel davranışçı terapi bunun en iyi araştırılmış yoludur.
Yol açabilir. Araştırmalar sosyal anksiyete bozukluğunun daha sonra depresyon ve madde kullanımı için bir risk etkeni olduğunu gösteriyor. Kaçınma, yalnızlaşmaya ve hayattan keyif alamamaya neden olabilir. Uzun süredir isteksizlik ve çökkünlük de hissediyorsanız, depresyon belirtilerini ayrı bir yazıda ele aldık.
Dışarıdan çoğu zaman anlaşılmaz. Sosyal fobisi olan kişiler sessiz, mesafeli ya da “kendi halinde” görünebilir. Toplantılarda konuşmamak, telefonu açmamak, davetleri sürekli ertelemek ve kalabalıkta hep aynı kişinin yanında durmak ipucu olabilir. Ama yalnızca kişinin kendisi, içinde ne kadar yoğun bir korku yaşadığını bilir.
Çoğu kişide evet. Kılavuzlar ilk seçenek olarak bireysel bilişsel davranışçı terapiyi önerir ve büyük bir meta-analiz en büyük etkiyi bu yöntemde bulmuştur. İlaç, kişi psikoterapi istemiyorsa ya da belirtiler çok şiddetliyse gündeme gelir ve yalnızca psikiyatrist tarafından yazılır.
Araştırmalar buna işaret ediyor. İsveç’te yapılan randomize bir çalışmada internet tabanlı bilişsel davranışçı terapi, yüz yüze grup terapisinden daha az etkili bulunmamıştır. Ayrıca online terapi, bekleme salonu ve resepsiyon gibi ilk engelleri ortadan kaldırarak sosyal kaygısı olan biri için başlamayı kolaylaştırabilir.
Her zaman değil. Yeni bir dilde hata yapmaktan çekinmek çok yaygındır ve dil geliştikçe çoğu zaman azalır. Ancak bu kaygı sizi resmi işlerden, doktordan, iş görüşmelerinden aylarca uzak tutuyor ve Türkçe konuşurken de benzer korkular yaşıyorsanız, sosyal anksiyete ihtimalini bir uzmanla konuşmak yerinde olur.
Kaynaklar
- Stein ve Stein, The Lancet (2008): Social anxiety disorder
- American Psychiatric Association (2022): Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition, Text Revision (DSM-5-TR): social anxiety disorder
- Stein ve ark., BMC Medicine (2017): The cross-national epidemiology of social anxiety disorder: Data from the World Mental Health Survey Initiative
- Burstein ve ark., Pediatrics (2011): Shyness versus social phobia in US youth
- Lindert ve ark., Social Science & Medicine (2009): Depression and anxiety in labor migrants and refugees: A systematic review and meta-analysis
- Connor ve ark., Depression and Anxiety (2001): Mini-SPIN: A brief screening assessment for generalized social anxiety disorder
- Mayo-Wilson ve ark., The Lancet Psychiatry (2014): Psychological and pharmacological interventions for social anxiety disorder in adults: a systematic review and network meta-analysis
- AWMF / DGPPN, S3-Leitlinie (2021): Behandlung von Angststörungen (Reg.-Nr. 051-028), Version 2
- Hedman ve ark., PLoS ONE (2011): Internet-based cognitive behavior therapy vs. cognitive behavioral group therapy for social anxiety disorder: a randomized controlled non-inferiority trial
- Wang ve ark., Archives of General Psychiatry (2005): Failure and delay in initial treatment contact after first onset of mental disorders in the National Comorbidity Survey Replication
- Deutsches Ärzteblatt (2024): Wartezeiten in der Psychotherapie kürzer als bisher angenommen (ES-RiP-Studie)
- Cox ve ark., Behaviour Research and Therapy (2008): The structure of feared social situations among individuals with a lifetime diagnosis of social anxiety disorder in two independent nationally representative mental health surveys
