Psikoloğa gitmek ayıp mı? Türk toplumunda terapi ve gizlilik
Hayır, psikoloğa gitmek ayıp değildir; diş hekimine ya da kardiyoloğa gitmek kadar olağan bir sağlık kararıdır. “Ayıp” duygusu çoğu zaman kişinin kendisinden değil, “elalem ne der” kaygısından ve ruhsal zorlanmaların zayıflık sayılmasından gelir. Terapi, bir sorunu konuşmayı seçmektir. Görüşmeler gizlidir; kiminle, ne zaman ve ne kadar konuşacağınıza yalnızca siz karar verirsiniz.
Psikoloğa gitmek gerçekten ayıp mı?
Değil. Psikoloğa gitmek, bedeninizde bir ağrı olduğunda hekime gitmek kadar olağan bir sağlık adımıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada yaklaşık her yedi kişiden biri bir ruhsal rahatsızlıkla yaşıyor; yani zorlanmak istisna değil, insanlık hâlidir. Ayıp olan, yardım almak değil, yardımı hak eden birini susturmaktır. Konuşmak zayıflık değil, sorumluluk almaktır.
Bu soruyu arama motoruna yazan binlerce kişi var ve çoğu, sorunun cevabını aslında biliyor. Asıl soru başkadır: “Ben gidersem ne derler?” Ayıp duygusu, kişinin kendi vicdanından çok çevrenin bakışından beslenir. Oysa ruhsal zorlanma, kalp ritmi bozukluğu ya da şeker hastalığı gibi, kimsenin seçerek yaşadığı bir şey değildir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2026’da güncellenen bilgi notuna göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 1,2 milyar insan, yani neredeyse her yedi kişiden biri, bir ruhsal rahatsızlıkla yaşıyordu. Aynı nota göre depresyonu olan kişilerin yalnızca yaklaşık üçte biri resmî bir ruh sağlığı hizmeti alıyor ve pek çoğu damgalanma ve ayrımcılıkla karşılaşıyor.[1] Yani yardım almayan değil, yardım alabilen azınlıktadır. Bu bir ayıp sorunu değil, erişim sorunudur.
“Ayıp” kelimesinin kendisine de yakından bakmak gerekir. Türkçede ayıp, bir topluluğun yazılı olmayan kurallarına aykırı davranmak demektir. Ama bu kurallar sabit değildir: Bir zamanlar boşanmak, kadınların çalışması ya da aile dışında dert anlatmak da pek çok çevrede ayıp sayılırdı. Terapi için de aynı değişim yaşanıyor, yalnızca biraz yavaş.
Psikoloğa gitmek şu anlama gelmez
- “Deli” olduğunuz anlamına gelmez. Psikologlar en çok kaygı, üzüntü, ilişki sorunları, uyku ve iş stresi gibi gündelik ağırlıklarla çalışır.
- Ailenizin yetersiz kaldığı anlamına gelmez. Sevdikleriniz sizi dinleyebilir; ama eğitimli ve tarafsız bir dış göz başka bir şeydir.
- İnancınızdan vazgeçtiğiniz anlamına gelmez. İnancı olan biri de beden sağlığı için hekime gider; ruh sağlığı için bir uzmanla konuşmak aynı mantığın devamıdır.

Türk toplumunda psikoloğa gitmek neden ayıp sayılıyor?
Birkaç neden bir arada işler: Ruhsal sorunların “delilik” ile bir tutulması, derdin aile içinde kalması gerektiği inancı, “elalem ne der” kaygısı, erkeklerin güçlü görünme baskısı ve zorlanmanın bazen nazar, büyü ya da imtihan gibi açıklanması. Türkiye’deki araştırmaları derleyen bir çalışma, toplumda ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz tutumların yaygın olduğunu gösteriyor; Avrupa’daki Türklerde ise tablo daha karmaşıktır.
“Psikoloğa gidiyorum” cümlesinin bazı ailelerde neden bir sessizlik yarattığını anlamak, o sessizliği aşmanın ilk adımıdır. Aşağıdaki nedenler birbirinden bağımsız değildir; çoğu zaman aynı anda işler.
- “Psikolog” ile “deli doktoru” arasındaki eski bağ. Türkiye’de ruhsal hastalıklara yönelik tutumları inceleyen araştırmaları derleyen 2019 tarihli bir çalışma, toplumda ruhsal hastalıklara karşı olumsuz tutumların yaygın olduğunu ve bilgilendirmenin bu tutumları olumlu yönde değiştirebildiğini bildirir.[2] Bilgi arttıkça korku azalır; ama bilgi her eve aynı hızla ulaşmaz.
- “Derdimiz evde kalır.” Pek çok ailede sorunlar dışarı taşınmaz; dışarıdan birine anlatmak aileye ihanet gibi hissedilebilir. Oysa terapist aileyi yargılamaz; sizin aileyle ilişkinizi anlamanıza yardım eder.
- “Elalem ne der.” Komşunun, akrabanın, cemiyetin bakışı. Bu kaygı, özellikle herkesin birbirini tanıdığı sıkı topluluklarda güçlüdür ve yurt dışındaki Türk mahallelerinde de sürer.
- Erkek olmak ve güçlü görünmek. Almanya’daki Türk kökenlileri, Türkiye’de yaşayanları ve Almanları karşılaştıran 942 kişilik 2026 tarihli bir çalışmada, damgalama ve geleneksel erkeklik normları, psikolojik yardım almaya yönelik tutumları olumsuz etkileyen etkenler arasında bulunmuştur.[3]
- Nazar, büyü, imtihan. Berlin’de 302 Alman ve 173 Türk kökenli katılımcıyla yapılan bir araştırmada her iki grup da ruhsal sorunların nedeni olarak en çok güncel stresi ve çocukluk zorluklarını, en az da doğaüstü nedenleri göstermiştir. Yine de Türk kökenli katılımcılarda doğaüstü açıklamalar, şizofreni için depresyona göre daha fazla ağırlık taşımış ve depresyonda sosyal mesafe isteğiyle ilişkili bulunmuştur.[4]
Bu nedenlerin hiçbiri “cahillik” değildir. Her biri, bir zamanlar bir işlevi olan kültürel bir refleksin devamıdır: aileyi korumak, topluluk içinde yer bulmak, zorluğa dayanmak. Terapi bu değerlerle savaşmaz; aksine, bu değerlerin sizi neden bazen tükettiğini anlamanızı sağlar.
Damgalama nedir ve terapiye gitmeyi nasıl engeller?
Damgalama (stigma), bir kişiye ruhsal sorunu nedeniyle olumsuz bir etiket yapıştırılmasıdır. Üç biçimi vardır: toplumun damgası, kişinin bu bakışı kendine yöneltmesi (öz damgalama) ve tedavi görmenin kendisinin ayıp sayılması. 144 çalışmayı kapsayan bir derlemede damgalama, yardım arama davranışını küçük ile orta düzeyde azaltan bir engel olarak bulunmuş; en güçlü etki öz damgalama ve tedavi damgasında görülmüştür.
Clement ve arkadaşlarının 2015’te yayımlanan sistematik derlemesi, 144 çalışmayı ve 90.189 katılımcıyı kapsar. Damgalama ile yardım arama arasındaki ortanca ilişki d = −0,27 bulunmuştur; yani küçük ama tutarlı bir olumsuz etki. Damgalama, on standart engel arasında dördüncü sırada yer almıştır. En sık bildirilen damgalama kaynaklı engel ise açıklama ve gizlilik kaygısıdır: Katılımcıların ortanca yüzde 32’si bunu bir engel olarak belirtmiştir. Etki; etnik azınlıklarda, gençlerde, erkeklerde ve sağlık ya da ordu gibi mesleklerde daha güçlü görünmektedir.[5]
| Biçim | Nasıl ses verir? | Terapiye etkisi |
|---|---|---|
| Toplumsal damga | “Psikoloğa gidenler zayıftır”, “ailede deli mi var?” | Çevreden gizlenir, randevu ertelenir |
| Öz damgalama | “Demek ki ben yetersizim, başkaları başarıyor” | Kişi yardımı hak etmediğini düşünür; araştırmalarda en güçlü engellerden biri[5] |
| Tedavi damgası | “Terapi ciddi hastalar içindir; benimki o kadar değil” | Sorun büyüyene kadar beklenir[5] |
| Algılanan toplumsal damga | “Herkes böyle düşünüyor” | Araştırmalarda yardım aramayla anlamlı bir ilişkisi bulunmamıştır[6] |
Dikkat çekici bir ayrıntı: Toplumun ne düşündüğüne dair algı, sanıldığı kadar belirleyici değildir. 27 çalışmayı ve 31.677 katılımcıyı kapsayan 2017 tarihli bir meta-analizde, kişinin kendi olumsuz tutumları (yardım aramaya karşı tutum OR = 0,80; ruhsal hastalığı olanlara yönelik kişisel damgalama OR = 0,82) daha az yardım aramayla ilişkiliyken, algılanan toplumsal damga için anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.[6] Başka bir deyişle, “elalem ne der” sorusundan çok, sizin kendinize ne dediğiniz belirleyicidir.
Bu bulgu umut vericidir, çünkü toplumun tutumunu tek başınıza değiştiremezsiniz; ama kendi iç sesinizle çalışabilirsiniz. İç sesin “ayıp” dediği yerde durup “bu cümle kimin cümlesi?” diye sormak, çoğu zaman ilk adımdır.

Terapiyi ertelemek ne kaybettirir?
En çok zaman kaybettirir. 15 ülkede 76.012 kişiyle yapılan Dünya Ruh Sağlığı Araştırması’na göre, sonunda yardım alanlar bile ilk belirtiden ilk görüşmeye kadar ortanca olarak kaygı bozukluklarında 3 ile 30 yıl, duygudurum bozukluklarında 1 ile 14 yıl beklemiştir. Bu arada sorun çoğu zaman büyür, ilişkilere ve işe sıçrar; başlangıçta daha hafif olan bir yük yıllara yayılır.
Wang ve arkadaşlarının 2007’de yayımladığı çalışma, ülkeler arasında büyük farklar olduğunu gösterir: Belirtilerin başladığı yıl içinde yardım alanların oranı kaygı bozukluklarında yüzde 0,8 ile 36,4, duygudurum bozukluklarında yüzde 6 ile 52,1 arasında değişmiştir. Gecikme; erkeklerde, daha yaşlı kuşaklarda ve belirtileri erken yaşta başlayanlarda genel olarak daha uzundur.[7] Yani “biraz daha dayanayım” diyen kişi yalnız değildir; istatistiklerin tam ortasındadır.
Gecikmenin bir de “yeterli tedavi” boyutu vardır. 21 ülkede 51.547 kişiyi kapsayan 2017 tarihli bir çalışmada, son 12 ayda majör depresyon yaşayanların yalnızca yüzde 16,5’i asgari düzeyde yeterli bir tedavi almıştı; yüksek gelirli ülkelerde bu oran yüzde 22,4, yani yaklaşık beş kişiden biriydi.[8] Avrupa’da yaşıyor olmak, tek başına yardım aldığınız anlamına gelmez; yardımı istemek gerekir.
Erteleme döngüsü nasıl işler?
- Zorlanma başlar; “geçer” denir. Çoğu zaman gerçekten de bir süre hafifler.
- Belirti geri döner, bu kez biraz daha güçlü. “Daha kötüleri var, benimki ne ki” düşüncesi devreye girer; bu, tedavi damgasının ta kendisidir.
- Uyku, iş ya da ilişki etkilenmeye başlar. Çevre fark eder, kişi “iyiyim” der; gizlemek ek bir yük olur.
- Bir kriz anında, çoğu zaman beden üzerinden (çarpıntı, mide, baş ağrısı), hekime gidilir. Ruhsal boyut yine konuşulmaz.
- Terapiye nihayet gelen pek çok kişinin ilk cümlelerinden biri aynıdır: “Keşke daha önce gelseydim.”
Psikoloğa gittiğinizi kimse öğrenir mi? Gizlilik nasıl işler?
Hayır, siz istemedikçe öğrenmez. Almanya’da psikologlar ve psikoterapistler yasal sır saklama yükümlülüğü altındadır; görüşmede konuşulanları eşinize, ailenize ya da işvereninize sizin yazılı izniniz olmadan aktaramazlar. Bunu ihlal etmek Alman Ceza Kanunu’nun 203. maddesine göre suçtur. Online terapide ayrıca bekleme odası, komşu ya da tanıdık riski de yoktur; görüşme sizin seçtiğiniz odada olur.
Gizlilik kaygısı, Clement ve arkadaşlarının derlemesinde en sık bildirilen damgalama kaynaklı engeldi.[5] Bu yüzden kuralları açıkça bilmek rahatlatır. Almanya’da Ceza Kanunu’nun (StGB) 203. maddesi; hekimleri, devletçe düzenlenmiş diğer sağlık mesleklerini ve devletçe tanınmış bilimsel bir sınavla mezun olmuş psikologları açıkça sayar. Bu kişilerin, meslekleri gereği öğrendikleri özel bir sırrı izinsiz açıklamaları bir yıla kadar hapis ya da para cezasıyla cezalandırılır; sır, kişinin ölümünden sonra da korunur.[9]
Berlin Psikoterapistler Odası’nın hasta hakları bilgilendirmesi de aynı ilkeyi hatırlatır: Üçüncü kişilere bilgi verilmesi kural olarak sizin yazılı beyanınızı gerektirir; seansların kayıt altına alınması ancak sizin onayınızla mümkündür ve tutulan kayıtları görme hakkınız vardır.[10] Yani annenizin, eşinizin ya da işvereninizin “arayıp sormasıyla” terapistiniz hiçbir şey anlatmaz; görüştüğünüzü bile doğrulamaz.
Sır saklama yükümlülüğü hangi durumda sınırlanır?
İstisnalar çok dardır. Almanya Federal Psikoterapistler Odası’nın (BPtK) açıklamasına göre meslek kuralları, bir danışanın kendisine ya da başkalarına zarar verme tehlikesi varsa terapisti sır saklama yükümlülüğünden kurtarır; bu durumda terapist, danışanın korunması ile üçüncü kişilerin korunması arasında dikkatli bir değerlendirme yapar. Aynı açıklama, genel bir bildirim zorunluluğunun insanları tedaviden uzaklaştıracağı uyarısında bulunur.[11] Amaç cezalandırmak değil, hayat korumaktır. Bunun dışında bilgi paylaşımı sizin açık izninize bağlıdır.
Bu yazının konusu, terapide konuşulanların gizliliğidir. Almanya’da kasa üzerinden terapi görürken kasayla hangi bilgilerin paylaşıldığı, kayıtların nerede tutulduğu ve bunun ilerideki başvurularda ne anlama geldiği ayrı bir konudur; onu ilerleyen bir yazıda ayrıntılı olarak ele alacağız.
Online terapi gizliliği nasıl etkiler?
Online terapinin pratik bir avantajı vardır: Mahalledeki bir muayenehaneye girerken görülmek, bekleme odasında bir tanıdıkla karşılaşmak ya da “nereye gidiyorsun” sorusuyla muhatap olmak gibi durumlar ortadan kalkar. Görüşme sizin seçtiğiniz bir odada, bir kulaklıkla yapılabilir. Sürecin nasıl işlediğini Online terapi nasıl olur? sayfasında adım adım anlattık; etkisine dair araştırmaları ise Online terapi işe yarar mı? yazısında topladık.

Aileye ve çevreye nasıl anlatılır, anlatmak zorunda mısınız?
Anlatmak zorunda değilsiniz; terapi sizin özel alanınızdır. Yine de birçok kişi en yakınlarıyla paylaşmak ister, çünkü gizlemek de yorar. Kime, ne zaman ve ne kadar anlatacağınızı siz seçersiniz. Kısa, sakin ve kendinden emin bir cümle çoğu zaman yeterlidir: “Kendim için bir uzmanla konuşuyorum, bana iyi geliyor.” Tartışmaya girmek zorunda değilsiniz.
Ailenize anlatıp anlatmamak bir “ya hep ya hiç” kararı değildir. Bazı kişiler yalnızca eşine söyler, bazıları bir kardeşine, bazıları hiç kimseye. Hepsi geçerlidir. Aşağıdaki adımlar, anlatmaya karar verdiyseniz işinizi kolaylaştırabilir.
- Önce kendinize anlatın. Neden gittiğinizi bir cümleyle söyleyebiliyor musunuz? “Uzun süredir uyuyamıyorum ve bunu konuşmak istiyorum” gibi. Kendi cümleniz netse, başkasının tepkisi sizi daha az sarsar.
- Kime anlatacağınızı seçin. İlk kişi, sizi en az yargılayacak kişi olsun; en yakın değil, en güvenli.
- Zamanı siz belirleyin. Kalabalık bir bayram sofrasında değil, baş başa ve sakin bir anda. Anlatmak bir savunma değil, bir bilgi paylaşımıdır.
- Sorulara hazırlıklı olun, tartışmaya değil. “Neyin var?” sorusuna ayrıntı vermek zorunda değilsiniz. “Kendimle ilgili bazı şeyleri konuşuyorum” yeterlidir.
- Sınırı koyun. “Bunu benim için bir sağlık konusu olarak görürsen sevinirim” cümlesi, konuyu dedikodu alanından çıkarır.
Sık duyulan tepkiler ve ne söyleyebilirsiniz?
| Tepki | Arkasındaki duygu | Olası karşılık |
|---|---|---|
| “Biz sana yetmiyor muyuz?” | Reddedilme korkusu, suçluluk | “Siz yetersiniz; ama bazı şeyleri tarafsız biriyle konuşmak başka. Bu, sizi daha iyi anlamama da yardım ediyor.” |
| “Deli misin sen?” | Eski “deli doktoru” imgesi, korku | “Hayır. Psikologlar en çok stres, kaygı ve uyku gibi konularla çalışıyor. Bunu bir sağlık ziyareti gibi düşün.” |
| “Elalem duyarsa ne olur?” | Aile adını koruma kaygısı | “Kimse duymayacak; görüşmeler yasal olarak gizli. Duyulsa bile ayıp olan, kendime bakmam değil.” |
| “Dua et, geçer.” | İnanç, çaresizlik | “Ediyorum. Beden sağlığı için hekime gittiğim gibi, bunun için de bir uzmanla konuşuyorum; ikisi birbirini dışlamıyor.” |
Bu cümleler bir şablon değildir; sizin ağzınıza oturmayan hiçbir cümleyi kullanmak zorunda değilsiniz. Amaç, sizi savunmaya iten bir konuşmadan, bilgi veren ve sınır koyan bir konuşmaya geçmektir.

Terapi inançla ya da aile değerleriyle çelişir mi?
Hayır. Terapi, inancınızı tartışmaz ya da değerlerinizi değiştirmeye çalışmaz; sizin için önemli olanı, sizi neyin zorladığını anlamak için kullanır. İyi bir terapist, aileye bağlılık, saygı ya da ibadet gibi değerleri sorunun parçası değil, çoğu zaman kaynağın parçası olarak görür. Kültürü ve dili bilen bir psikologla bu konuları çevirmeden konuşabilirsiniz.
“Psikoloğa gidersem inancım zayıf mı demek?” sorusu, danışanların sık dile getirdiği bir endişedir. Terapi, dünya görüşünüzü değiştirmeye çalışan bir ideoloji değildir; sizin hayatınızı, sizin değerlerinizle birlikte anlamaya çalışan bir çalışma biçimidir. Dua etmek, oruç tutmak ya da cemaate gitmek pek çok kişi için güç kaynağıdır ve terapide de böyle ele alınır.
Değerler çatışması ise başka bir şeydir ve çoğu zaman asıl konuşulması gereken konudur: Ailenin beklentileriyle kendi isteğiniz arasında kalmak, “iyi evlat” olmakla kendi sınırlarınızı korumak arasında bocalamak, iki kültürün farklı kurallarını aynı anda yaşamak. Bunlar inançla terapinin çatışması değil; hayatın, terapide konuşulmayı bekleyen gerçek sorularıdır.
Bu yüzden terapistin kültürü tanıması önemlidir. “Ayıp olur”, “elalem ne der”, “nazar değdi” gibi ifadelerin arkasındaki anlamı başka bir dile çevirmek, konuşmanın en can alıcı yerinde bir şeyleri kaybettirebilir. Hall ve arkadaşlarının 78 çalışmayı ve 13.998 katılımcıyı kapsayan meta-analizinde, kültüre uyarlanmış psikolojik müdahaleler, aynı müdahalenin uyarlanmamış biçimine göre orta düzeyde daha etkili bulunmuştur (g = 0,52).[12]
Kültürel uyum yalnızca aynı dili konuşmak değildir: Aile düzenini bilmek, “anneme nasıl söylerim” sorusunun ağırlığını anlamak, bir bayram sofrasının ya da bir cenazenin ne demek olduğunu açıklamak zorunda kalmamak da bunun parçasıdır. Bu konuların terapide nasıl ele alındığını merak ediyorsanız Bilişsel davranışçı terapi nedir? yazısındaki “Dil ve kültür neden önemli?” bölümüne bakabilirsiniz.
Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan Türkler için durum farklı mı?
Biraz farklı, ama sanıldığı yönde değil. 2026 tarihli bir çalışmada Almanya’daki Türk kökenliler, Türkiye’de yaşayanlara göre psikolojik yardım almaya karşı daha olumsuz tutum göstermiş; Almanlardan ise farklı bulunmamıştır. Almanya’da toplumun terapiye bakışı ise son yirmi yılda belirgin biçimde olumlu yönde değişmiştir. Asıl engel çoğu zaman dildir: Türkçe konuşan terapist azdır, bekleme uzundur.
Hellmann ve arkadaşlarının 2026’da yayımlanan çalışması üç grubu karşılaştırır: 296 Alman, 271 Almanya’da yaşayan Türk kökenli ve 375 Türkiye’de yaşayan kişi. Almanya’daki Türk kökenliler, profesyonel psikolojik yardım almaya yönelik tutumlarda Türkiye’dekilerden daha olumsuz, Almanlarla ise benzer bulunmuştur. Damgalama ve geleneksel erkeklik normları bu farkların bir kısmını açıklamıştır.[3] Olası bir yorum şudur: Gurbette “ayıp” duygusu bazen memlekettekinden daha güçlü kalır, çünkü küçük ve sıkı topluluklarda herkes birbirini tanır; Türkiye’deki değişim ise uzaktan görülmez.
Çevrenizdeki toplumun bakışı da değişiyor. 1990 ve 2011 yıllarındaki nüfus anketlerini karşılaştıran bir çalışmaya göre, depresyon yaşayan birine psikoterapist önerenlerin oranı Almanya’da yüzde 58’den yüzde 74’e; psikoterapi önerenlerin oranı ise yüzde 57’den yüzde 71’e yükselmiştir.[13] Terapiye gitmek Almanya’da artık sıra dışı bir şey değildir; iş yerinde ya da komşular arasında bunu açıkça söyleyen pek çok insan vardır.
Avrupa’daki Türkler için asıl engel çoğu zaman damgadan çok dildir. Almanya’da bir üniversite psikiyatri polikliniğinde depresyon tanısıyla izlenen 60 Türk kökenli hastayla 2022’de yapılan bir çalışmada katılımcıların yüzde 91,7’si dil sorunlarını en büyük yük olarak bildirmiş; yüzde 63’ü Almanya’da sosyal yalnızlık yaşadığını belirtmiştir.[14] Duygularınızı ikinci bir dilde anlatmak, zaten zor olan bir işi iki kat zorlaştırır.
Ne zaman bir psikologla konuşmalısınız?
- Üzüntü, kaygı ya da gerginlik iki haftadan uzun süredir hemen her gün sürüyorsa,
- Uyku, iştah ya da enerji belirgin biçimde değiştiyse,
- İş, okul ya da ilişkiler bundan etkilenmeye başladıysa,
- Eskiden keyif aldığınız şeyler artık ilgi uyandırmıyorsa,
- Çevrenizdekiler “sen değişmişsin” diyorsa ve siz “iyiyim” demekten yorulduysanız.
Bu liste bir teşhis değildir. Kendinize zarar verme düşünceleriniz varsa terapi randevusunu beklemeyin: Avrupa genelinde acil yardım numarası 112’dir; ülkelere göre kriz hatlarını bu yazının sonunda bulabilirsiniz. Hangi uzmana gitmeniz gerektiğini Psikolog, psikiyatrist ve psikoterapist farkı yazısında, Almanya’daki kasa ve özel yolları ise Almanya psikolog seans ücreti kim öder? yazısında anlattık. İlk görüşmede neler olduğunu merak ediyorsanız İlk seansta ne konuşulur? yazısı yardımcı olabilir.

Psikoloğa gitmek ayıp mı? Kısa cevaplar
Hayır. Psikologlar çoğunlukla kaygı, üzüntü, stres, uyku, ilişki ve aile sorunları gibi konularla çalışır. Terapiye gitmek için bir teşhisiniz olması gerekmez; zorlanıyor olmanız yeterlidir. “Deli” kelimesi tıpta kullanılmayan, eski ve yaralayıcı bir etikettir.
Siz söylemedikçe hayır. Almanya’da psikologlar ve psikoterapistler yasal sır saklama yükümlülüğü altındadır; aileniz arasa bile terapistiniz görüştüğünüzü doğrulamaz. Online görüşmede ayrıca bekleme odası ya da mahallede görülme gibi bir durum da yoktur.
Araştırmalar bunu destekliyor: Damgalamanın yardım arama üzerindeki etkisi erkeklerde daha güçlü bulunmuş; Almanya’daki Türk kökenlilerle yapılan bir çalışmada geleneksel erkeklik normları terapiye yönelik olumsuz tutumla ilişkili çıkmıştır. Güçlü olmak, yardım istememek değil; gerektiğinde istemektir.
Hayır. Terapist inancınızı tartışmaz, değiştirmeye çalışmaz; aksine inancınız sizin için bir güç kaynağıysa bunu çalışmanın parçası olarak görür. Beden sağlığı için hekime gitmek nasıl inançla çelişmiyorsa, ruh sağlığı için bir uzmanla konuşmak da çelişmez.
Hayır. “Benimki o kadar ciddi değil” düşüncesi, araştırmalarda yardım almayı geciktiren damgalama biçimlerinden biridir. Erken konuşmak, sorunun büyümesini beklemekten çoğu zaman daha kolaydır. Bir karar, bir kayıp ya da sürekli bir yorgunluk da terapiye gelmek için yeterli nedendir.
Duygularınızı ana dilinizde, kültürün kelimeleriyle anlatabilirsiniz; “elalem”, “ayıp” ya da “nazar” gibi ifadeleri açıklamak zorunda kalmazsınız. Almanya’da depresyon tanılı Türk kökenli hastalarla yapılan bir çalışmada katılımcıların yüzde 91,7’si dil sorunlarını en büyük yük olarak bildirmiştir.
Evet. Yetişkin biri olarak sağlık kararlarınızı kendiniz verirsiniz ve bunun için kimsenin iznine ihtiyacınız yoktur. Ailenize anlatıp anlatmamak sizin seçiminizdir. Pek çok kişi önce kendisi başlar, aileyle konuşmayı ise süreç içinde ve hazır hissettiğinde seçer.
Kaynaklar
- Dünya Sağlık Örgütü (WHO) (2026): Mental disorders: key facts (fact sheet, 11 September 2026)
- Malas, MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi (2019): Ruhsal Bozukluklara Karşı Stigma: Derleme
- Hellmann ve ark., Clinical Psychology & Psychotherapy (2026): Predictors of Attitudes Toward Seeking Professional Psychological Help Among Residents in Turkey and People of Turkish and German Origin in Germany
- von Lersner ve ark., Frontiers in Psychiatry (2019): Stigma of Mental Illness in Germans and Turkish Immigrants in Germany: The Effect of Causal Beliefs
- Clement ve ark., Psychological Medicine (2015): What is the impact of mental health-related stigma on help-seeking? A systematic review of quantitative and qualitative studies
- Schnyder ve ark., British Journal of Psychiatry (2017): Association between mental health-related stigma and active help-seeking: systematic review and meta-analysis
- Wang ve ark., World Psychiatry (2007): Delay and failure in treatment seeking after first onset of mental disorders in the WHO World Mental Health Survey Initiative
- Thornicroft ve ark., British Journal of Psychiatry (2017): Undertreatment of people with major depressive disorder in 21 countries
- Alman Ceza Kanunu (StGB), § 203 (erişim 2026): Strafgesetzbuch § 203: Verletzung von Privatgeheimnissen
- Psychotherapeutenkammer Berlin (erişim 2026): Welche Rechte haben Sie als Patient/-in im Rahmen der Psychotherapie?
- Bundespsychotherapeutenkammer (BPtK), basın açıklaması (2016): BPtK: Schweigepflicht nicht weiter durchbrechen
- Hall ve ark., Behavior Therapy (2016): A Meta-Analysis of Cultural Adaptations of Psychological Interventions
- Angermeyer ve ark., British Journal of Psychiatry (2013): Attitudes towards psychiatric treatment and people with mental illness: changes over two decades
- Hanewald ve ark., Frontiers in Psychiatry (2025): Depression and somatization in Turkish migrants in Germany: the role of migration-related stressors
